GÖKÇEADA NEREYE GİTSEK YURTİÇİ

Güzel Ada Gökçeada

Basit güzeldir. Bazen en basit tatil unutulmazlar arasına girebilir. Şu an Uğurlu’da şemsiyenin altında sıcaklayıp ayaklarım çakılda yana yana denize koşmayı ne çok isterdim. Adanın sakinliğine ayak uydurup güne erken uyanmayı, kırmızı kokulu domateslerle kahvaltı yapmayı, hazırlanıp 10’da denize gitmeyi, sakin temiz sularda yüzmeyi, şemsiye altında tembel tembel kitap okumayı, plaj kalabalıklaşınca dönmeyi, bu sıcakta bile arabanın camları açık gidip ot ve kekik kokularını içime çekmeyi, keçilere selam vermeyi, yol üstü Alomiya’ya uğrayıp dondurma ve sohbet molası vermeyi, Elta’dan mis gibi yoğurt bazen de hallice köfteler almayı, hızlıca yıkanıp saçlar ıslak akşam yemeği yemeyi, geceleri yıldızları izleyip Samanyolu’nu görmeyi ah ne çok isterdim..ne çok özledim!

İşte benim Gökçeada özetim; kısa ama okuyunca bile yaz kokusu geliyor burnuma.

Gökçeada Ulaşım

Gökçeada’ya araç ile ulaşımı Kabatepe’den binilen arabalı feribotlar sağlıyor. Yoğun sezonlarda önceden bilet rezervasyonu yaptırmak faydalı. Binmeden önce bilet alanlar kuyruğun en sonuna kalıyor. Gestaş’ın sitesinden sefer saatlerini kontrol edebilir ve online rezervasyon yaptırabilirsiniz. Bu bağlantıda faydalı bilgiler var. Gökçeada’ya bilet alan yolcular için Çanakkale Boğazı’nı geçiş de ücretsiz oluyor, bir nevi aktarma gibi. Ne kadar süre için geçerli yine siteden kontrol etmekte fayda var. Gemi yolculuğu 1 saat 15 dk. civarında. Yaya olarak da feribotu kullanabilirsiniz. Çanakkale’den gelecek yaya yolcular için de deniz otobüsü var.

Gökçeada büyük bir ada o yüzden ada içinde ulaşım için araç şart. İyi bir bisiklet sürücüsü iseniz de olur tabi ama adanın doğu batı uzunluğunun yaklaşık 30 km. olduğu ve bazı köylerin tepelerde kaldığını hesaba katarsak biraz zorlanabilirsiniz. Biz Yıldızkoy’dan Uğurlu Plajı’na araba ile yaklaşık yarım saatte gidiyorduk örneğin. Ada içi minibüslerde varmış ama sefer sıklıkları o kadar az ki onlara uygun bir plan yapmak hayli zor.

Gökçeada Plajlar 

Neden bilmem, deniz konusunda hiç öyle hevesli çok da umutlu da değildim. Ama şimdi dedim ya burnumda tütüyor! 5 günün 3’ününde de aynı yerde denize girdik. 1 gününde sadece köyleri gezdiğimizi düşünürsek varın oranını siz düşünün 😀

Uğurlu Plajı: İşte o anlattığım plaj burası. Şurada bahsettiğim serbest kamp alanının olduğu da. Adanın en batı ucunda (aslında Türkiye’nin en batısında 🙂 ), ulaşımı biraz zor. Yolun sonunda yalnızca tek aracın sığacağı genişlikte yoldan geçiyorsunuz mesela. Bundan sebep sanırım o kadar kalabalık olmuyor. Ya da o kadar büyük ve uzun ki kalabalığı o kadar hissetmiyorsunuz. Zaten saat 3’ten sonra artmaya başlıyor insan sayısı. Plajda bir kaç tane küçük tesis var. Hamburger tarzı yemek oluyor galiba, biz hiç yemeğe uğramadık. Buralardan şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz eğer şemsiyeniz yok ise. Ücreti hepsinde 20 TL. Deniz güzel hiç dalgalı görmedim. Plaj küçük çakıl ve geride kum. Gizli liman da Uğurlu’nun yanında, bir tepe aşmanız gerekiyor sakinlik için.

Yıldızkoy: Ada’nın kuzeyinde, bizim kamp alanının da olduğu koy. Küçük bir koy ve ulaşım kolaylığı, merkeze yakınlığı nedeniyle oldukça kalabalık oluyor gözlemlerimize göre. Rüzgar kuzeyden eserse dalgalı oluyor deniz. Burası milli su altı parkı aynı zamanda. Burayı tercih edecekseniz şnorkelleri unutmayın. Bir iskelesi var ama kenardaki kayalıklardan da denize girilebiliyor. Kamp alanı dışında da bir küçük tesis var yemek için, sanırım şezlong ve şemsiyeler de o tesise ait. Biz buranın dibinde kalmamıza rağmen sadece ilk geldiğimiz gün çadırı kurarken sıcaktan bayıldığımız için kendimizi atmıştık.

Aydıncık (Kefaloz): Söylenene göre adanın en popüler, en tercih edilen plajı imiş. Sörf için de çok tercih edilen bir yermiş hatta. Biz ilk gece Samanyolu’nu görmeye gittik buraya, ışıksız olacağını düşünmüştük ama fazla ışık vardı, o yüzden çok verimli olmamıştı gözlemimiz. Bir daha gitmedik.

İncekum Plajı: Burayı son gece keşfettik yine yıldızlar için. Bu defa gün batmadan gittiğimiz için etrafı da görebildik. Gündüz deniz için de tercih edilebilirmiş gibi geldi bana. Ama yıldızlar için doğru adresti 🙂

Laz Koyu: Burası bizim arkamıza bakmadan geri döndüğümüz yer. Ben denize girmek için burayı da görmek istiyordum. Bizim kamp alanında ilk gün gördüğümüz biri oranın yolu çok kötü deyince gitmedik. Sonra meraka yenik düşüp yoluna koyulduk. Yolunda hiç zorluk yokmuş meğer, son kısım toprak yol o kadar. Kadın bize uçurumdan falan bahsetmişti de 🙂 Arabyı park edip şöyle bir tepeden bakınca küçük ve kalabalık olduğunu gördük. E kalbimiz de Uğurlu’da kalmış, neden eziyet edelim ki dedik kendimize ve bildik, huzurlu limanımıza attık kendimizi yeniden. Bir de ek not; Laz Koyu’ndaki tesisin fiyatları çok pahalıymış duyumlarıma göre.

Laz Koyu Yolunda

Marmaros: İşte aklımda kalan yer. Adanın kuzeybatısında, zaten haritadan bakınca da görülüyor, tek başına kalmış orada. Hatta iki de şelale var. Buranın yolu gerçekten epey zorluymuş, bu sefer bilgi adanın yerlisinden. Böyle zorlu olduğuna göre sonunda güzel bir şey çıkacağını umuyorum. Bu yola giremedik, bakalım başka sefere.

Adada yolda giderken gözüme kestireyim, durup denize gireyim diye bir düşünceye giremiyorsunuz çünkü çok büyük. Yollar zaten köyler arasında. Sahil şeridinde yol yok, yalnız Aydıncık ile Laz Koyu arasında bir sahil yolu var görünen. Artık bilinenlerden seçip beğenip alacaksınız 🙂

Köyler

Gökçeada köyleri çok küçük, özellikle eski Rum köyü olanlar. Zaten en güzelleri onlar. Bildiğim adada 10 tane köy var; Kaleköy, Zeytinliköy, Bademli (Gliki), Tepeköy, Dereköy, Yeni Bademli, Şahinkaya, Eşelek, Uğurlu ve Şirinköy. İlk 5’i Rum köyü ve en eskileri. Diğerleri çeşitli sebeplerle sonradan oluşmuş köyler. Mesela Şahinkaya köyü, 1960’lı yıllarda Trabzon Şahinköyü halkının buraya yerleştirilmesi ile oluşmuş. Biz bunların yalnızca ilk 4’üne hususi gidip görsek de diğerlerini de hep yol üzeri selamladık Uğurlu’ya ve Aydıncık’a giderken. Yeni Bademli’de kamp yolumuzun üzeriydi, pansiyonlar ile dolu bir yerleşim yeri olmuş.

Zeytinliköy: İçlerinde bence en güzeli, en bakımlısı. Oturup mola vermek için çok fazla alternatif var ama en klasiği Madam’ın Dibek Kahvesi’nde kahve molası. Damakları tatlandırmak için de Barba Hristo’nun damla sakızlı muhallebisi.

 

 

 

 

 

 

 

Kaleköy: Kaleköy hem deniz kenarı, hem tepe üzerine kurulu sit alanı. O sebepten Kaleköy Liman ve Yukarı Kaleköy olarak bahsi geçebiliyor. Yukarı Kaleköy’de yine eski taş evler, taşların arasından fırlamış incir ağaçları, ağaçlar altında bir köy meydanı, orada Mustafa’nın Kayfesi, biraz ileride güzel bahçesi ile İmroza Sabun Atölyesi..akılda kalacak köylerden. Burada güneşi batırmaya gelen çok insan var. Yukarı Kaleköy’den limana antik çağlarda yapılmış patika yol olan Kraliçe Valentina Yolu’ndan yürüyerek inebilir, manzarayı seyredebilirsiniz. Liman ise tam yazlık bölgelerde akşam yemekten sonra inersin sahilde bir dolanırsın dondurma yersin, hediyelik tezgahlara bakarsın ya, işte tam orası. Ada’nın galiba en canlı yeri. Yemek için çok fazla restoran var. Ayrıca tekne turu için tekneler bekliyor hani akşamdan konuşup anlaşırsın, ertesi sabahın köründe tekneye binersin ya 🙂

Tepeköy: Aklımda çok bir şey kalmamış, çok etkilememiş bu köy beni. Meydanda oturacak bir kahve vardı gözümün önüne gelen. Bir de notlarımda yazdığım Barba Yorgo‘nun tavernası hemen girişte bekliyordu. Tarihi çınarı görmek içinse geri dönüp Pınarbaşı tabelasını takip etmemiz gerekti. 625 yıllık çınar ağacının heybetiyle etkilenmemek elde değil. Etrafı teller ile kapatıldığından içinizden gelen koşup sarılma isteğini bastırmak zorundasınız.

Bademli (Gliki): Bademli minicik, sessiz sakin,tepelerde yer alan bir Rum köyü. Tam akşam üzeri kızıllığı ile özdeşleşmiş kafamda, o renk ile sunduğu manzara çok güzel. StenAda isimli, pek sevimli görünen bir kafe vardı burada. Neden içeri girip bir kahvesini içmedik bilmiyorum, pişmanım. Burada uğramak istediğim Gökhan’ın Bal Çiftliği vardı ama hem Gökçeada pazarından hem yol üzeri başka yerden iki ayrı bal aldığımız için başka bahara kaldı.

Bir de merkezi var adanın. İlk burayı görseniz ‘Bu mu?’ dersiniz muhtemelen. Hem küçük hem pek eski bir dokusu, ruhu yok. Her yerin olduğu gibi buranın da meşhur bir pastanesi var merkezde: Meydani Pastanesi. En meşhur ürünü yine bilin bakalım ne 😀 Kurabiye..Efibadem Kurabiyesi. Tabii gelmişken ilk akşam çayın yanında tadına bakıldı. Tadı çok güzel ama Kavala kurabiyesinden şekil dışında pek farkını göremedim ben.

Gökçeada…

  • Ada dünyanın ilk ‘Citta Slow’ adası. Ben de ilk tanışmamızda ‘sakin’ olarak tanımladım zaten onu. Beklentileri buna göre tutmak lazım. Adanın yavaşlığına ayak uyduracaksak, şu aşağıdaki manzara sizi mutlu edecekse gelmek lazım. Bozcaada‘dan çok farklı mesela, onu hemen belirteyim.
  • Ada’da her yerde o kadar çok keçi var ki…Öyle başıboş gezdiklerine bakmayın hepsinin sahibi varmış, keçiler sahibini korna sesinden tanıyormuş. Hiç sevdirmiyorlar kendilerini, söyleyeyim. Tabii bu kadar keçi olunca adanın en meşhur yemeği oğlak. Hemen hemen her yer oğlak tandır yapıyor galiba, yüzlerce oğlak tandır tabelası gördük çünkü.
  • Yol boyu arı kovanlarına da sıkça rastlayacaksınız. Ada’ya özgü ürünlerden biri de bal zaten, özellikle kekik balı. Biz tam şurada, önünden kaç kere geçtiğimiz için artık son seferde durduk. Bal çeşitlerinden ‘bahar balı’nı çantaya attık. Bir de Bademli Köyü’ndeki Gökhan’ın Bal Çiftliği var.
  • Pazar günleri merkezde pazar kuruluyor. Çok büyük olmayan bu pazara adalılar erken saatlerde gitmeyi tercih ediyormuş. Niyetiniz olur ise geçe kalıp dona kalmayın. Pazarda bir iki tane yerel tezgah var teyzelerin bahçelerinden toplayıp getirdiği. Dev gibi eciş bücüş pembe domateslerden tohum almayı nasıl unuttuk, başımızı taşlara vuruyoruz. İki sabah kamp kahvaltılarımızı baya şenlendirdi o domatesler. Pazar hasılatı içinde bir de bir amcadan aldığımız kekik balı var.
  • Benim gibi dayanamadığı tek tatlı dondurma olanlar için mükemmel bir önerim var. Adanın keçilerinin sütünden, salep ile yapılan dondurma gibi dondurma. Böyle gerçek dondurma o kadar zor bulunuyor ki, bulduk mu kilo kilo yemek lazım 🙂 Alomiya Dondurma hafif tepede konumlanmış, aslında kahvaltı ve akşam yemeği de servis eden bir yer. Sahipleri de bir o kadar ilgili, güleryüzlü. Ola ki okurlarsa Özkan Bey ve eşine selamlar 🙂 Kararsız kalırsanız naneli dondurmayı muhakkak seçimlerinize ekleyin derim. Kaleköy sahilde de akşamları küçük standlarından deneyebilirsiniz.
  • İstanbul’da marketten yoğurt alacaksam hep Ada organik yoğurdu tercih ederim. Gökçeada’da üretildiğini biliyordum zaten ama orada da küçük bir Elta Ada dükkanı görmek bizi epey memnun etti. Güzel yoğurdu kampta akşam yemeklerimizi süsledi.
  • Gökçeada’ya gitmeden okursunuz belki ‘cicirya’yı. Ben de okumuştum, not almıştım ama muhakkak denemeli demiyordum. Tesadüf köyleri gezdiğimiz gün acıkınca merkezde biraz zoraki denemiş olduk. Rumlara özgü bir çeşit pide denilebilir, mayalı hamur üzeri peynir, nane, kekik, zeytinyağı. Çok mu güzel, çok mu özel bir lezzet, bizce değil. Hele bir tane küçük ciciryaya 15 TL verince hiç değil 😀
  • Bu seyahatte tüm kahvaltı ve akşam yemeklerimizi kampta kendimiz hazırladık. O yüzden benim notlardaki mekanların hiç biri denenemeden kaldı. Kahvaltı için Soykan Çiftliği, Cugura Organik, akşam yemeği için Poseidon, Eleni Rum Tavernası ve  Barba Yorgo’nun Tavernası bir de sonradan eklediğim Angelika denemek istediklerim arasındaydı, belki siz gidersiniz. Poseidon zaten adanın en meşhuru ve klasiği imiş. Yukarı Kaleköy’de, zaten gün batımını izlemek için Yukarı Kaleköy’e çıktığınızda Poseidon’un içinden geçerek hemen yanındaki kayalıklardan izliyorsunuz. Yani bir tarafta insanlar aynı manzarada yemek yiyor bir tarafta kalabalık sürekli fotoğraf çekmeye çalışıyor.
  • Ada’daki en güzel anlarımızı binlerce yıldızı izlediğimiz ve toz bulutu halinde samanyolunu gördüğümüz anlardı bizim için. Gökçeada gökyüzünü izlemek için en iyi konumlardan biri bizce. Ayın olmadığı zamana denk getirirseniz daha iyi olur.
  • Yukarı Kaleköy’de İmroza Sabun Atölyesi‘nden ada zeytinyağından, yağmur suyundan ve keçi sütünden yapılan ada kokulu doğal sabunlar alabilirsiniz.

Şu yazıda da işe yaracak birkaç bilgi olabilir, göz atmakta fayda var. Ada ruhu taşıyanların yolu açık olsun!

You Might Also Like...

No Comments

Leave a Reply