MALDİVLER NEREYE GİTSEK YURTDIŞI

Maldivler – Constance Halaveli

Aloha! Düşünürüz hani bazen, hayal kurarız şuraya gitsem, burayı da görsem, hele orayı görmeden bu hayattan gitmesem diye. Maldivler benim için bu hayallerin neresindeydi tam bilemiyorum, fotoğraflarından rüya gibi bi yer olduğunu düşünürdüm ama sanki sadece masaüstünde görebilirmişim gibi gelirdi sanırım. Ya da listemde önceliği yoktu diyebiliriz. Ama gel gör ki biz de balayı için seçilen o meşhur destinasyonda bulduk kendimizi 🙂

Bu fikir ilk olarak hangimizden çıktı hatırlamıyorum. Boş zamanlarda fotoğraflarına bakalım derken baya baya etkisi altına bizi. Biz ‘hadi canım bu kadar da değildir’ diyorduk ki ertesi günü otele bile karar vermiştik. Bizim rota kesinleşince tur şirketi aramaya başladık, herşeyle kendimiz de ilgilenebilirdik ama bizim için özel olacağından hem hiç bir sorun çıksın istemedik, hem de zamanımızı hazırlıklar için harcayalım dedik. Hiç pişman olmadık, tek yaptığımız istediğimiz oteli ve tarihleri belirtmek oldu. Uçak biletleri, otel rezervasyonları, Male’den otele transferler hepsi ayarlanmıştı. Balayını ayarlama tarihimiz ise düğünden tam 9 ay önce idi, ben planlı yaşamayı severim ama Göker benden daha fena 😀 O zaman bu uzun yazıya hadi artık başlayalım 😀

Maldivler Hint Okyanusu’nda irili ufaklı adalardan oluşan bir cumhuriyet. Müslüman bir ülke ve Türk vatandaşlarından vize istemiyor, bence en güzel yanlarından biri bu. THY ile Maldivler’e 7.5 saatlik bir uçuş ile aktarmasız olarak uçabiliyorsunuz. Uçak saati gece 02:00. Benim gibi bütün yol boyunca uyursanız sabah uyandığınızda gözlerinizi okyanusun ortasındaki adalar manzarasına açabilirsiniz 🙂 THY uçağı İbrahim Nasır Havaalanı’ndan sonra Sri Lanka’ya gidiyor. İbrahim Nasır Havaalanı’nın olduğu ayrı bir ada var, bu ada başkent Male’ye çok yakın, deniz motorları ile 7 dk.lık uzaklıkta. Pasaport kontrolünden sonra otel yetkilileri tarafından karşılanıyoruz, bavullarımızı deniz uçağı transferi için teslim ediyoruz. Benim bavulum ağırlık limitleri nedeniyle bizim gideceğimiz uçakta gelemiyor malesef, bir sonraki deniz uçağı ile gelecek. Havaalanından ayrılıp otelin lounge’ına gidiyoruz, burada trafik tersten akıyor. Lounge girişinde soğuk ve mis gibi kokan havlular ile bekliyor görevliler. İçeride çay, kahve, internet mevcut. Bizim deniz uçağı saatimiz 13:20 olduğu için çok fazla beklemiyoruz. Bu arada Male’de yerel saat Türkiye’den 2 saat ileride 😉

Deniz uçağı 15 kişilik, biraz külüstür havası veriyor insana, pilotlar uçağı çıplak ayak ile kullanacak kadar rahatlar 😀 Gürültülü yolculuğumuz 20 dk sürüyor ve biz okyanusun ortasındaki bir dubaya ayak basıyoruz. Otelde kalan misafirlerin sesten rahatsız olmaması için uçaklar otelden biraz uzak bir noktaya iniş yapıyorlar. Buradan otelin sürat teknesi ile otele 1-2 dk’da varıyoruz. Otelimiz Constance Halaveli.

Adaya vardığımızda yine çalışanlar karşılıyor bizi. Her misafire biri eşlik ediyor ve resepsiyona gidiyoruz. Burada da yine soğuk havlular ve serinletici bir hoşgeldiniz içeceği 😉 Otel hakkında bilgileri alıp elektrikli araba ile odamıza götürülüyoruz. Odamız ‘Water Villa 72’. Oteldeki odaların bir kısmı okyanusun üzerinde, bir kısmı adada. Suyun üzerindekiler de ‘Sunset’ ve ‘Sunrise’ olarak ikiye ayrılıyor. Bu kayıtlı bir şey değil ama gitmeden önce otel ile iletişim kurarak o tarihlerde hangi tarafın güneşin batışını seyredebileceğini öğrenip, ona göre oda numarası tercihimizi yapmıştık. Siz de Ağustos sonunda gidecekseniz çift sayıların olduğu taraf ‘Sunset’ olacak, aklınızda olsun 😉 Odaya girdiğimizde bir şişe şampanya ve çikolata gözüme çarpıyor hemen. İstemezseniz alkollü olmayan seçenekler ile değiştiriyorlar. Karen odamızı tanıtıp gittikten sonra hemen odanın önünden sulara atlayıveriyoruz 🙂

E su yoruyor, acıktırıyor haliyle. Bir heyecanla akşam yemeği için otelin ana restoranı olan Jahaz Restoran’a doğru, etrafı seyrede seyrede yol alıyoruz. Girişte restoran şefi Rasheed karşılıyor bizi, her gelen misafirini aynı özenle karşılayıp, her biriyle tek tek ilgileniyor. O akşam ‘Southeast Asia’ akşamı, yemekler ve çalan müzikler yöresel oluyor. Dolayısıya biz o akşam yeterince karın tokluğuna ulaşamıyoruz 😀 Güneydoğu Asya yemekleri pek bize göre değil. Halaveli’de akşam yemeklerinde 7 gece boyunca her akşam farklı bir bölgeye ait. 7 günün sonunda liste tekrar başa dönüyor, yani 1 haftalık bir tatil ideal 🙂 Ve bilin bakalım ne oluyor, o gece odaya dönerken sağanağa yakalanıyoruz 😀 Çünkü bizim gittiğimiz tarihler Maldivler için ‘off-season’, yani oranın kışı diyebiliriz. Ama böyle kış her zaman başımızın üzerine. Hava hiç soğuk değil hatta epey ılık. Genellikle bulutlu, ara ara baya şiddetli sağanaklar oluyor ama süreleri çok kısa. Güneşi de görmedik değil tabi. Güneş çıktığında renkler işte tam o fotoğraflardaki gibi. Ama dikkat! Ben ada etrafını turladığımızda (ki bu fotoğraf çekmeler ve etrafa baka baka yürümelerle 15 dk. sürüyor) akşama yanıklarıma sürecek yoğurt arıyor vaziyetteydim 😀 Ekvator güneşi fena, önleminizi alın, güneş kremi sürmeden dolaşmayın.

İkinci gün yağmurluklarımızla gidiyoruz kahvaltıya. Kahvaltıda her şey var, herkese hitap ediyor. En sevdiğim öğün orada daha da güzelleşiyor. Kahvaltı da bi misafirimiz de var. Ben Dodo Bird deyip durdum ama, adını tam bilmiyorum, uzun bacaklı uzun gagalı bir kuş. Elimle beslemeye çalışırken elimi de kapacak gibi olduğundan gagası biraz korkutucu olabiliyor 😀 Bugün denize girmek için Jahaz Beach’i tercih ediyoruz, burası restoranın önündeki sahil oluyor. Adanın etrafında istediğiniz yerden denize girebilirsiniz. Hava birden bozunca yemeğe kadar odada vakit geçiriyoruz. Her bir villa izole, sanki ıssız bir adada kendi evimizde kalıyormuşuz gibi, hiç bir ses yok, dışarıdaki rüzgar sesinden başka. Hatta Halaveli’nin genelinde durum böyle. Otelin tamamına yakını dolu olmasına rağmen o kadar az insanla karşılaştık ki. O da sadece yemeklerde. O akşam da ‘Indian Night’. Hint yemekleri bir gece önceden daha mutlu ediyor bizi.

Üçüncü günde hava malesef hep kapalı ve yağışlı, yapılacak şeylere mani olacak kadar hemde. Biz de 1 haftalık evimizin tadını çıkarıyoruz. Ama arada yeter yahu demiyor da değilim 😀 Akşamüzeri yemekten önce Jahaz Bar’da kokteyle davetliyiz. Kahvaltı dönüşü yatağın üzerinde bulmuştuk notumuzu. Bütün gün pek kimseyi göremeyince azıcık sosyalleşme umuduyla koşa koşa yetişiyoruz kokteyle. İçecekler, sürekli yenilenen ve değişen ikramlarla hayat pek güzel. Kimsenin yemeğe geçmeye niyeti yok gibi, halbuki o akşam ‘Seafood Night’. Okyanusun ortasında bu gece bizi meraklandırıyor. Gerçi ben denizden babam çıksa yerim cilerden değilim ama balığa da hayır demem. Oraya özgü, yine adını hatırlayamadığım, lezzetli bir balık yiyoruz. Restoranda şeflerden garsonlara herkes çok ilgili. Özellikle bizimle araları pek iyi, Türkiye’den gelmemiz aramızda bir yakınlık kuruyor 🙂 Not olarak da garsonlar verdiğiniz bahşişle çok mutlu oluyorlar. Düşük ücretlerle çalıştıkları için sizin verdiğiniz onlar için yüksek geliyor ve size karşı gösterdikleri ilgi artıyor.

Dördüncü gün aydınlık bir gökyüzüne uyanıyoruz sonunda. Kahvaltıdan sonra Halaveli’nin sırlarını gösteren bir ‘Back of Houses’ turu var. Bu tura katılım baya azdı, bizimle birlikte toplam 3 çifftik. Teknik konular pek ilgi çekici gelmemiş olsa gerek 😀 Bu turda elektrik üretimi, su arıtımı, çamaşırhaneler, çalışanların kaldıkları yerler gibi arka plandaki detayları görüyoruz. Adada elektrik mazot ile üretiliyor ve adanın bir günlük elektrik ihtiyacı için kaç litre mazot harcanıyor biliyor musunuz? Tam 5000 litre. Siz düşünün artık ne kadar dışarıya bağımlı olduklarını. Gerçekten bazen dağın görünmeyen yüzü çok farklı olabiliyor.
O akşam yemeğe gitmek için sabırsızlanıyoruz çünkü ‘Italian Night’ 🙂

Beşinci günde hava yine çok güzel ve bugün daha önce randevu aldığımız Spa’ya gideceğiz. Ama ondan önce odamızın önünde iki tane mercan resifi keşfediyoruz ve şnorkel ile daha önce hiç görmediğimiz balıkları izliyoruz. Evet Nemo’daki balıkların gerçekleri burada 🙂 Günlerdir bugünü bekliyoruz aslında, Maldivlerde okyanus manzarası eşliğinde masaj yaptırmanın hayallerini daha buradayken kurmaya başlamıştık. Beklediğimizden çok daha fazlasını almış ve mayışmış olarak çıkıyoruz spadan. En iyisi restoranın yanındaki havuz kenarında biraz uzanıp kitap okumak. Ve de acıkmış midemizi kandırmak. Böyle zamanlarda da insanın canı nedense hiç sağlıklı şeyler istemiyor 😀 İyi ki de atıştırmışız çünkü o akşam Japon Gecesi. Pek bana göre değil, herkesin bayılarak yediği suşiyi hiç tatmadım bile. Tek artısı suşi ve şaşumi yapımını öğrenmek ve ertesi gün bizim için bir mutfak turu ayarlamaları. Endüstriyel mutfakları hep merak etmişimdir, hele ki Halaveli’ninki. Şeflerle iyi anlaşmak bize böyle bir bonus kazandırdı 🙂

Altıncı günde kahvaltıyı hızlı geçiştirmemin bir sebebi var, mutfak turu! Bize eşlik eden bir şefle birlikte Halaveli’nin mutfağını keşfediyoruz, 1 saatten fazla sürüyor, o kadar büyük ki. Hepsini anlatmak pek mümkün değil ama videoda izlerken size belki biraz o hissiyatı verebilirim 🙂 O gün turdan sonra adanın diğer tarafında kalan mercan resiflerine yüzmeye gidiyoruz. En iyi dalış alanı adadaki haritada gösteriliyor ve adanın yaklaşık 65 metre açığında kalıyor. Benim için biraz ürkütücü ama yine de gidiyorum, tabi ki de Göker’e yapışık yüzmedim kim demiş onu 😀 Yüzmek acıktırıyor tabi, akşama Arap Gecesi bizim mutfağımıza biraz yakın olacak diye seviniyoruz. Derken akşam karşımıza baklava çıkıyor, baklava ne ara Arapların oldu diye gülerken, bi yandan da bizim güzel ülkemizi hala böyle mi görüyorlar diye üzülüyoruz.

Yedinci günümüz biraz tembel geçiyor. Uzun bir kahvaltıdan sonra odada vakit geçiriyoruz. Villanın önündeki mercan resiflerine gönderiyorum Göker’i, dönüşte yanımıza hatıra alabilelim diye. Sadece kopmuş ve kurumuş olanları çıkarıyoruz çünkü Maldivler’den dışarı mercanları çıkarmak yasak. O görüp yumuşacık kum sandığımızın aslında kuruyup ufalanan mercanlar olduğunu öğrendikten sonra pek de mantıksız gelmiyor bu yasak 🙂 O gün havadaki bulutların az olmasıyla akşam güneşin batışını seyredebilme hayallerine kapılıyorum. Hava tamamen açık olmadığı için tam beklediğim gibi olmasa da, güneş Hint Okyanusu’nun arkasına saklanırken geride büyüleyici izler bırakıyor. Gün batımının etkisi üzerimizde, son akşam yemeğimiz için Jahaz’a doğru yavaş yavaş yürüyoruz çünkü o anları hafızamıza hapsetmek istiyoruz. Pazar gecesi Halaveli ‘European Night’ konsepti ile ağırlıyor bizi.

Son günümüzde kahvaltıya gitmeden önce bavullarımızı hazırlayıp, son kere şööyle bir bakıp, azıcık hüzünlü ayrılıyoruz water villamızdan. Kahvaltıdan sonra deniz uçağı saatine kadar zaman geçirip dinlenebilmemiz için bir beach villaya yerleştiriliyoruz, bavullarımız bizden önce gitmiş bile. Oradaki günler boyunca acaba ada üzerindeki villalar nasıl diye merak ederken, bu son gün öğrendiğimiz olay bize bi kere daha ‘vaooov’ dedirtiyor. Beach villa da güzel ama bir water villa değil 🙂 Bence gidecekseniz su üzerinde kalmayı tercih etmelisiniz, uyanır uyanmaz önünde sonu görünmeyen bir denizi bulmak bence insanın ömrünü uzatır.

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen Maldiv tatili nasıl geçti anlamadan sona geliyor bi anda. Deniz uçağına biniyoruz tekrar, bu sefer bir minibüs edasıyla o ada senin bu ada benim yolcu indir-bindir yaparak ilerliyoruz. Uçakla bu kadar kolay iniş ve kalkış yapmak biraz tuhaf ama güzel bir duygu bi yandan. O uçağın denize indiğinde çıkarttığı köpükler…anlayamazsınız 😀 😛 Bizim uçağımıza daha vakit olduğundan zamanı değerlendirelim diyoruz ve buralara kadar gelmişken başkent Male’yi de görmeye karar veriyoruz. Bu fikrimizi havaalanında bulunan otel lounge görevlilerinden biri ile paylaşıyoruz, o da bizim için bir rehber ayarlayabileceğini ve bizi ücretsiz olarak gezdirebileceğini söylüyor. Hemen rehberimizle tanışıp bavullarımızı havaalanında ücret karşılığı (bavul başı 5 dolar) bıraktıktan sonra havaalanı çıkışına adım mesafede bulunan deniz motorlarına doğru gidiyoruz. İki tip motor (jetty deniyor) var, biri daha hızlı diğeri daha yavaş. Hızlı olan 2 dolar diğeri 1. Aralarında bu kadar az fiyat farkı olmasına rağmen hızlı olanı tercih eden sayısı çok az. Biz giderken hızlı olanı tercih ediyoruz, dönüşte diğeri ile geldiğimiz için karşılaştırma şansımız var; gerçekten arada konfor olarak çok büyük bir fark var. 2-3 dk.lık bir yolculuktan sonra Male’deyiz. Male 5.8 kilometrekarelik bir ada olmasına rağmen 100.000 den fazla insan yaşıyor burada. Şehir çok kalabalık, bu küçücük adada boş bir alan yok, her yerde binalar ve yollar var. İşin tuhaf yanı yürüyerek bile 1,5 saatte turlanabilecek bu şehirde yollar motor ve arabadan geçilmiyor. Bu adada pek bir şey yetişmiyor, hatta hiç bir şey denebilir, sebze meyveler hep dışarıdan, yakın ülkelerden. Elektrik yine mazot ile üretiliyor. Biz kalabalıktan ve araç yoğunluğundan şaşkına dönüyoruz. Hem havanın karanlık olması, hem Male’de görülecek çok fazla şey olmaması, acaba gelmesemiydik diye sorular getirmiyor değil aklımıza. Ya da Halaveli’den sonra böyle bir etki yaratmış olabilir 😀

Masal gibi bir tatil bitiyor, ben rüya birazcık daha sürsün istiyorum. Gerçek hayata dönmek zor gelecek. Bütün anıları hapsetmeye çalışıyorum aklıma, gerçi bize bu deneyimi unutturmayacak binlerce fotoğraf ve video var hiç biri filtreye ihtiyaç duymayan 🙂 Sizi de okyanus ötesine götürüp azıcık da olsa bu rüyayı yaşatabilmek için bir video hazırladık, umarım aynı keyifle izlersiniz !

You Might Also Like...

No Comments

Leave a Reply