Aachen ALMANYA DENEYİM NEREYE GİTSEK YURTDIŞI

Sihirli Sözcük: Alaaf | Aachen Karnavalı | Aachener Karneval

Ara ara sıkılıp, bunalıp şafak saysak da bu küçük şehri döndükten sonra epey özleyeceğim. Her geçen gün döndükten sonra hatırlayıp küçük çapta bir kalp sızısı yaratacak olaylar oluyor çünkü. Önceden bilmeyip yaşadıkça öğrendiğin için daha kıymetli oluyor. Yani ne bileyim, mesela herhangi bir yere seyahate gitmeden önce okuyup araştırıp, oradaki etkinliklere göre bir plan yaparsın ya bazen. Ama Aachen’a gelmek bizim için seyahatten fazlası olduğundan hiç öyle bir ön araştırmamız olmadı. Burada geçici de olsa ufak bir düzen kurmak, şehrin kendi düzenine yavaş yavaş uyum sağlamak, hiç tanımadığın bir yere başka bir kültüre alışmak…Hayatta bu deneyimi yaşayabildiğim için arada sırada yaşadığımız zorluklara rağmen mutluyum. Hem Aachen da bizi seviyor 😛

Yine günlerden bir gün, ben yine yürürken, tabii artık yılbaşı geçmiş etraf eski sessizliğine bürünmüş, Nobis’in vitrinini görüyorum. Zaten görmemem imkansız ya, neyse…Yine bu nasıl bir hız, noeldi yeni yıldı daha yeni bitti, siz ne ara değiştirdiniz bu vitrinleri? Noel babalar, kırmızılar, ağaç süsleri kalkmış, yerine palyaçolar, rengarenk flamalar gelmiş. Bunlar ne için ola ki diye düşünüyorum tabii ama yakında bildiğim bir “olay” yok. Çok da takılmıyorum, sonuçta vitrin, güzel ve çekici olmak zorunda. Başka bir zaman da hemen tiyatro binasının civarındaki kafede eski lord görünümlü bir kaç adam kapının önünde bir şeyler içiyorlar. Çok tuhaf karşılamıyorum açıkçası, Türkiye’de olsa karşılardım ama burada eğlence için yapabilirler diye düşünüyorum. Hatta merkezde bir restoranın camlarında da (eski bir bina, 12 tane falan camı var) aynı kıyafetli adamların maketleri asılmış. Bunlar dışında çok da bir değişiklik yok şehirde. Şubat başlarında artık biraz daha hareketlendi ortalık. Turist bilgi merkezinin orada “aak” yazılı bayraklar takılmış. Biz de merak edip Google’a yazamamışız. Tam yerel olmuşuz herhalde 😀

Ve günlerden 8 Şubat perşembe. Ben o gün evdeyim, hiç çıkmamışım dışarı. Sonra Göker’le konuştuk. Dışarıda herkes tuhaf kostümler giymişler diyor bana. Halbuki ben de 2 hafta önce Köln ile ilgili araştırma yapmışım, karnaval varmış yakında şansımıza belki gideriz diye tarihlerini not almışım. Hatta 12 Şubat’ta, karnavalın en güzel gününde Köln’e gitmeyi düşünüyoruz. Sonra anladık ki (tabii Göker’de sormuş insanları böyle görünce) Aachen’da da kutlanıyormuş karnaval. Hem de belediye çok önem veriyor, çok paralar harcıyormuş. Pazartesi günü çok kalabalık bir kutlama oluyormuş. Vazgeçtik Köln’e gitmekten tabii ki. Ben ertesi gün hazırlandım, çıktım, koşa koşa merkeze gittim. Eee, hiç bir şey yok. Ne kostümlü insanlar, ne bir müzik, ne bir etkinlik…Hani perşembe başlayıp çarşambaya kadar devam edecekti. Yanlış düşünceler ile hareket etmişim. Sonra internet sitesinde okudum ki 11 şubat pazar çocuklar için, 12 şubat pazartesi zaten bildiğimiz büyük etkinlik ve 14 şubat çarşamba da kilisede kapanış konuşması gibi bir şey var. Hafta sonu pazartesiyi beklerken instagramda Nobis’in vitrinini paylaşmıştım. Sonra instagramdan tanıdığım 22 yıldır Aachen’da yaşayan sevgili Gökçe fotoğrafın altına yorum yaparak bizi tamamen bu karnaval konusunda aydınlattı (okuyorsa tekrar teşekkürler 😀 ).

Ve 12 Şubat pazartesi, Rosenmontag, Rose Monday, Gül Pazartesi 😛 . Program: Sabah erken kalkış, kahvaltı, kortej başlangıç noktasına varış. Pazar akşamı etkinlik programına baktık, kortej eve yaklaşık 1 km. mesafeden yürüyüşe başlayacak. Hedef noktamıza yaklaşmaya başladıkça kostümlü insan sayısında bir artış başladı. Tabii müzik sesinde de. Vay bee..gerçekten bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Küçük şehir, adı sanı pek bilinmez diye hafife almışım canım Aachen’ı. Kortejde yürüyecek gruplar toplanmaya başlamış, koca koca traktörlerin çektiği platformlar, yaratıcılıkta sınır tanımayan insanlar, en sevdiklerim bando takımları. Herkes orada. Tam şenlik havası. Hava güneşli ama buz. Şapkamı takmamıştım ama bir yirmi dakika falan dayanabiliyorum, çantadan çıkıyor sonra. Alay yürüyüşe 11:11’de başlayacak. Biz onlar başlamadan güzergahı takip edip çok fazla ilerlemeden yol üzerinde güneş gelen bir yerde yerimizi alıyoruz. Etraf insan dolu, araç trafiğine kapanmış yolların sağında solunda bizim gibi insanlar sıralanmış, bekliyoruz. Çoğu kostümlü, sıradan kıyafetlerimizle asıl tuhaf görünen biziz. Ne yapalım, hazırlıksızız 🙂 Herkesin elinde alışveriş poşetleri, hatta bazılarında pazar arabaları var, tabii bizim de. Sebebine az sonra geleceğim 🙂 Ve ufukta alayın başı göründü. İlk grup geçiyor önümüzden, ikinci üçüncü. Her taraftan beklediğim kelime yağıyor havaya. Çocuklar, yaşlılar, kortej grubunda yürüyen insanlar, herkes ‘Alaaf’ diye bağırıyor. Alaaf diye bağırdıkça da alaydakiler insanlara şeker, çikolata, cips, waffle başta olmak üzere bir sürü şey atıyorlar. Mesela minik peluş oyuncaklar, mesela printen, mesela gül, lale…kafama bir adet telefon kabı çarptığını da söylemeliyim. İşte bu yanımızda taşıdığımız poşetler bunun için; atılanları toplamak. İlk başlarda alışma evresinde ‘Alaaf’ diye bağırmaya biraz çekinsem de sonlara doğru baya aksan bile yapıyordum 😀

‘Alaaf’ ‘ın kelime anlamı nedir derseniz tam bir karşılığı yok. Söylenenlere göre 1500’lü yıllara ait bulunan kil tabletlerin üzerinde ‘allaf’ yazıyormuş. Tabii o dönemlerde karnaval ile ilgisi olmayan bu kelimenin “o iyi yaşasın” gibi bir anlamı olabileceği söyleniyor. Harf harf bakıldığında ise ‘all af’ yani ‘alles ab’ yani herşey aşağı gibi bir anlama geliyor. İnsanlar ‘Aachen Alaaf’ diye bağırdıklarında ‘Aachen herşeyin üzerinde’ anlamı doğuyor. Ki festivalde de gruptakiler ‘Aacheeeen’ diye bağırdıklarında insanlar ‘Alaaf’ diye karşılık veriyorlardı. Bunu Aachen yaşasın, Aachen süpersin, Aachen herşeyin üzerindesin anlamıyla düşününce gayet mantıklı geliyor 😀 Okuduklarıma göre karnaval Almanya genelinde kutlanıyor ama en yoğun kutlandığı bölge ‘Rheinland’ denilen, Aachen, Köln, Düsseldorf’u da içine alan, Ren Nehri’nin aktığı batı bölgesi. Hatta Avrupa’daki en büyük karnaval kutlamasının Köln’de olduğunu bile okudum. Almanya’daki bu karnaval bölgelere göre değişik isimler alıyor. Mesela bu Ren bölgesinde ‘karneval’, kuzey Bavyera’da ‘fosnat’, Mainz şehri ve çevresinde ‘fastnacht’ gibi. Dolayısıyla söylenen sihirli sözcük de değişiyor. Aachen ve Köln’de ‘Alaaf’ iken Düsseldorf ve Mainz’de yine tam bir anlamı olmayan ‘Helau’ mesela.

Biz nerede kalmıştık? En son iyice alıştığımı söylüyordum ‘Alaaf’ diye bağırma işine. Torbamızı da biraz doldurmuşuz yok ben almam diye diye 😀 Sonra merkeze gitmeye karar veriyoruz orada daha güzel bir görüntü olacağını düşünerek. Zaten kortejden daha hızlı yürür, önüne geçeriz nasılsa diye düşünüyoruz. Ama yol boyu sürekli durup yeniden insanların arasına karışınca, geçen insanları izleyip yeniden arada yine poşeti doldurmaya çalıştıkça gecikmeler oluyor tabii. Zaten merkeze yaklaştıkça kalabalık da artıyor. Burada daha büyük coşku var sanki. Dura kalka ilerleyerek Markt’a geliyoruz. Burada belediye binasının girişinde, yüksekte yine kostümlü biri geçen grupların isimlerini söylüyor. Aynı bizim stadyum kutlamalarında olduğu gibi. Hatta bir an o eski anılarıma da dönmedim değil. Ne güzeldi stadda bayram kutlamak, şimdi her ne kadar bayramlar da, kutlamalar da unutturulmaya çalışılsa da… Meydan bizim beklediğimiz gibi pek çıkmıyor. Dar alanda insanlar sıkışık, hem buradakiler biraz daha mı hırslı ne. Orayı hemen terk edip hedefimizi kortejin son noktasına çeviriyoruz. Dar sokakta insan kalabalığından ilerleyemediğimiz için rotamızı hafif saptırıp başka yoldan hedefimize varıyoruz. Yürüyüşün sonlanacağı sokaktayız. En baştaki gruplar çoktan gelmişler, bitirmişler parkuru. Biz de yine bir yer buluyoruz yol kenarında gelenleri beklemeye başlıyoruz. Hava inanılmaz soğudu, hatta bir ara yarım saat kar yağdı. Müziğe kapılıp dans etmek falan hiç işe yaramıyor. Zaten 6 saattir dışarıdayız, artık her tarafımız soğuktan uyuşmuş durumda. Bir ara Göker’den artık dönsek mi diye bir teklif geliyor ama tarafımca reddediliyor. İLLA sonuna kadar bekleyecek bünyem 😀 Ne yapayım ama bir daha ne zaman karnaval görecek gözlerim kim bilir. Tabii bu arada sihirli sözcük yine duyulmaya devam ediyor. ‘Alaaf’ diye bağırıyoruz gruplar geçtikçe. Bu arada poşetimiz de baya ağırlaşıyor 😀 Tam 169 tane grup varmış kortejde, biz son hedef noktamıza vardığımızda henüz 30. grup geçiyordu. Hadi bu son olsun diye diye tam 169. yu da karşıladık. Sonuncusu da geldiğinde saat 16:30’u geçiyordu.

Eve yürürken meydanda insanlar hala eğleniyorlardı. Tarih çok eski iken belki amacı bu değildi ama şu an kutladıkları bu karnavalın asıl hedefi bu değil mi. Böyle tüm şehir arada eğlenmek, moral depolamak, normalleşmek iyi geliyor bence. Çocuklar, kortejde anne babasıyla yürüyen (bazen uyuyan) bebekler…Bunu biz de denemeliyiz bence. Nasıl olur acaba?

Bu saatlerce ayakta bekleyiş, nefes kesen soğuk akşam dokununca bile acıyan kaslar, davul gibi eller, ısınamayan bünyeler, açık tutulamayan gözler olarak dönse de yine olsa yine yaparım. Yine sonuna kadar, 169. su önümden geçene kadar beklerim! Dedim ya, bu şehir özletecek kendini.

You Might Also Like...

No Comments

Leave a Reply